Tasavvuf

Anadolu’da Ehl-i sünnet tarikatlar

Written by furkan

Anadolu’da Ehl-i sünnet tarikatlar

Orta Asya’da Yusuf el-Hemedânî k.s. hazretleri­nin iki halifesi tarafından kurulan Hâcegân (de­vamında Nakşibendiyye) ve Yeseviyye tarikatları, Türkistan’da aynı tarihlerde kurulan ilk tarikat­lardandır. Nakşibendîlik, başta Anadolu olmak üzere geniş bir coğrafyada günümüze kadar de­vam ederken, Yesevîlik daha çok diğer tarikatlara tesiriyle ve Hâce Ahmed Yesevî k.s. hazretlerinin “Hikmetler”i ile varlığını sürdürmüştür. Takip eden dönemde bölgede teşekkül eden Kübreviyye, Çiştiyye gibi tarikatlardan Kübreviyye, Anadolu’da varlığını daha ziyade Emîr Sultan k.s. hazretleri ile devam ettirmiştir. Halvetiyye ise, birçok ko­luyla geniş bir coğrafyada yaygınlık kazanmış ve erken devirlerden itibaren Anadolu’ya girmiştir. Ebheriyye’nin Evhadiyye, Kadiriyye’nin Eşrefiyye, Sühreverdiyye’nin Zeyniyye kolu da Anadolu’da etkili olan tarikatlardandır.

Bunlardan Kadiriyye halen yaygın bir şekilde de­vam etmektedir. Şâzeliyye daha önce 16. asrm ba­şında Bursa’ya kadar gelmişse de varlığı pek fazla devam etmemiş, ancak 18. asrm son çeyreğinde İstanbul’da bir dergâh tesis olunmuştur. 13. asırda Anadolu’da izleri tespit edilen Rifâiyye tarikatı da 18. asırda Üsküdar’da tesis edilen Rıfâî asitanesi ile payitahtta temekkün etmiştir. Sultan Abdülhamid Han’ın himaye ve hürmet ettiği Ebu’l-Hüda Mu- hammed Sayyâdî k.s. ile de OsmanlI’da daha maruf hale gelmiştir. Selçuklu döneminden itibaren Ana­dolu’da var olan Ahîlik, OsmanlI’nın kuruluş dö­neminde daha da sistemleşerek son döneme kadar varlığını sürdürmüştür. Bayramiyye, Celvetiyye, Mevleviyye ve Bektaşiyye de Anadolu’da kurulan, toplum ve devleti derinden etkileyen tarikatlardır.

İsimlerini zikrettiğimiz tarikatlar, zamanın sul­tanlarının maddi-manevi desteğine mazhar ol­muş, kendilerine sunulan geniş vakıf imkânlarıyla yüklendikleri vazifeleri ihya ve ifa etmişlerdir. Bu suretle dinî ahlâkî değerlerimizin yanı sıra, bugün “kültürel değer” olarak vasıflandırılan hususla­rı da kuşaktan kuşağa aktararak günümüze kadar taşımışlardır.

Bu noktada hatırlamakta fayda telakki ettiğimiz bir husus şudur: İslâm tarihi içinde ortaya çıkan ve esasen dinî olmaktan ziyade siyasî karakteri haiz hareketler, alelıtlak “mezhep” olarak adlandırıl­mış; farklı usul ve ictihadlara dayanan “İlmî” mez­heplerle karıştırılmıştır. Aynı vâkıa tarikatlar için de geçerlidir. Temelde siyasî olan birçok hareket ve oluşum, yaygın kelime ve kavram müktesabatından hareketle “tarikat” olarak adlandırılmış, bu hare­ketlerin işleyişindeki bazı tarikat benzerlikleri bu tanımı pekiştirmiştir.

İslâm beldelerinde ortaya çıkan, hem Ehl-i sünnet anlayış ve uygulama için hem de siyasî birlik için tehdit oluşturan bid‘at tarikat ve fırkalar, Sünnî ulema ve tarikatların önemini büsbütün artırmıştı. Onların fikir ve nüfuzları ile özellikle tehdit oluş­turan Şiîliğe karşı koymak, yayılmalarını önlemek ve Şiî-Bâtınî zümreleri dönüştürmek için Sünnî tarikatlara yeni bir vazife daha yüklenmiştir. Hâce Ubeydullah Ahrâr ks.’nin halifesi Abdullah-ı İlâhî lcs. ile Anadolu’da yayılmaya başlayan Nakşiben- diyye de, Sünnî akideye, ilme ve şer‘-i şerife sıkı bağlılığı cihetiyle bu vazifeyi deruhte etmiş, 19. yüzyıla gelindiğinde, yasaklanan Bektaşi tekke­lerinden boşalan yerler de çoğunlukla Nakşiben­dî-Haüdî şeyhlerine devredilmiştir.

  1. yüzyılda derin siyasî ve sosyal çalkantılarla bu­nalan Osmanlı idaresinin, Nakşl-Haiidî şeyhlerden
  2. Kürdistan siyasetiyle ilgili de destek aldığı tarihî bir vakıadır. Bölgedeki büyük nüfuzlarıyla Nakşî-Hali- dî şeyhlerin; Kürt aşiretlerinin ıslahı, devletin böl­gede zayıflayan hâkimiyet ve otoritesinin yeniden tesisi, Tanzimat’tan sonra güçlenen etnik ve ayrı­lıkçı fikirlere karşı ümmetin birliğinin korunması, Şiî İran ile bölgedeki diğer azınlıklara karşı öngörü­len siyasetin hayata geçirilmesi için büyük yardımı oldu. Ayrıca istihbaratın sağlanması, kalkışmaların engellenmesi, 93 Harbi gibi hayatî önem taşıyan bir savaşta Kürtler’in askerî desteğinin sağlanması için de onlara ihtiyaç vardı. Bölgedeki Nakşî-Hali- dî şeyhlerin de bu ihtiyacı dinî bir vazife addede­rek mukaddes cihad şuuruyla yerine getirmek için hiçbir gayreti esirgemediğine tarih şahittir. Çünkü, başta belirttiğimiz üzere, Osmanlı Devleti ile Ehl-i sünnet tarikatlar ve şeyhleri zaten tabii r idiler. Bu ittifakın zemininde iman bir de ise müslümanlarm âlî maslahatı

Leave a Comment