Fıkıh Genel Hadis İlmihal

HADİS VE SÜNNET NEDİR

Written by furkan

HADİS – SÜNNET

Güzel dinimizin iki temel kaynağı vardır. Bunlar yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in Sünnetfdir.

Ashâb-ı kiram, İslâm dinini, Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in şahsı ve onun sözlü veya fiilî tebliğ ve talimatı demek olan sünnetinden meyda­na gelen bir bütün olarak tanıdı.

Hz. Peygamber’in vefâündan sonra İslâm dini, Kitap ve Sünnet’in or­taya koyduğu esaslar çerçevesinde anlaşıldı ve yaşanmaya çalışıldı.

Daha ilk halîfe Hz. Ebû Bekir zamanında Kur’ân âyetleri bir araya top­landı. Bizzat Hz. Peygamber’in izniyle kendi devrinde başlayan sünneti ez­berleme ve yazarak derleme çalışmalan ise zaman içinde giderek hız ve yaygınlık kazandı. İlk bir buçuk asırda tamamen yazılı hale getirilmiş olan sünnet bilgi ve belgeleri, ikinci ve özellikle üçüncü hicrî yüzyılda büyük ha­dis kitaplannda toplandı. Bugün bizim hadis kitaplarında gördüğümüz bu yazdı metinler, birer sünnet belgesi olarak hadis adıyla anılageldi.

  1. Tarifler İl Hadis

Hadisin terim anlamı. Hz. Peygamber’in sözü, fiili, ashabının yaptı­ğını görüp de reddetmediği davranışlar (takrir) ve onun yaratılışı veya

huyu ile ilgili her türlü bügi demektir. Hadis, Hz.                                                                    dinleyen

sahâbîden başlayarak onu rivayet edenlerin adlarının yazıtı olduğuile He. Peygamber in söz, fiil veya takririnin yazıldığı metin ‘den meydana ge­lir, Vani hadis deyince, sened ve metin’den oluşan bir yazılı yapı anlaşılır. Ancak Riyâzü’s-sâlihîn’de hadis metinlerinin kolay okunup öğrenilmesi için sahâbî dışındaki râviler yâni sened kısmı müellif tarafından çıkanlmıştır

Hadis fimi iki ana bölüme ayrılır:

  1. RivayetU’ I-hadîs Hz.Peygamber’in sözü, fiili,takriri, halleri ve bunların rivayet ve zabt edilişi ile alâkalı bir bilim dalıdır. Hadis metinleri­ni ihtivâ eden kitaplar, bu dala ait kaynaklardır. Bu ilim dalı“hadîs nak­linde hatadan uzak kalma” temeli üzerinde yapılmış çalışmaian yansıtır.
  2. Dirâyetü’l-hadîs Hadis Istılahları İlmi diye de arnlır. Hadi­sin yapısını meydana getiren sened ve metni anlamaya imkân veren bir­takım kaideler ilmidir. Bu kaideler yardımıyla bir hadisi kabul veya reddet­mek mümkün olur. Hadis usûlü ve fıkhu’l-hadîs ile ilgili eserler bu ilmin kaynaklandır.

Bu ilmin hedefi, Hz. Peygamber’in hadislerini başka sözlerle kanştıni- maktan, değiştirilmekten, bozulmaktan ve iftiraya uğramaktan İlmî yollarla korumaktır. Hz. Peygamber’e nisbel edilen sözün gerçekten ona ait olup olmadığı bu ilmin kurallarıyla anlaşılır.

Hadis ilminin gayesi, rivayetlerin sahih ve doğru olanlarını sahih ve doğru olmayanlarından ayırmaktır. Bir başka ifade ile Hz. Peygamber’in söylemediği bir sözü oı^.^öyletraemek, yapmadığı bir işi ona yaptırma­mak, yani sünneti aslî berraklığı içinde korumaktır.

Her İki dalıyla birlikte hadis ilminin gelişmesi, “Hz. Peygamberce ya­lan isnad etmeme dikkati” ve “tebliğ görevi” nin yerine getirilmesi sa­yesinde gerçekleşmiştir. Bu konuda ilk ve en değerli gayret, sevgili Pey­gamberimiz’in en hayırlı nesil olarak takdir ve takdim buyurduğu ashâb-ı kirâm’a aktır. Rivayetti’l-hadîs ilminin kurucudan olduklan gibi, Dirâye- tü’l-hadîs ilminin temellerini atanlar da onlardır. Allah kendilerinden râ~ zı olsun.

İl

Ashâb, sahâbî kelimesinin çoğuludur. SahâbL müsîüman olarak Hz, Peygamberi gören ve o îmân üzere ölen kimseye denir. Herhangi bit sahâbî ile görüşme imkânı bulan kimseye de tabiin adı verilir.

  1. Sünnet

Sünnet, sözlükte yol demektir. Yolun iyisine de kötüsüne de sünnet denir. Yalın halde söylendiği zaman “güzel yol” anlamındadır. Rur’ân-ı Kerîm de bu kelime, devamlı âdet, kâinatın düzeninde geçerli olan tabiî ka­nunlar, gidilen yol gibi anlamlarda kullanılır. Bir de $ünnetuİlah terimi var­dır. Bu, Allah’ın koyduğu kurallar, topiumlann hayatlarında görülen iler­leme, gerileme ve hatta yok olmada geçerli olan İlâhî kanunlar demektir.

Terim olarak sünnet, söz, fiil ve takrirleri İle Hz. Peygamber’İn Is­lâm’ı yaşayarak yorumlaması demektir. Bu anlamda sünnet, hadisten daha kapsamlıdır. Nitekim “Size İki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıl­dığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın kitabı ve Resûlü’niin sünneti..*’ (Mâlik, Mu vatta \ Kader 3) hadisinde bu anlam açıkça görülmekte­dir. Hz. Peygamber e nisbet edilen her şeyin yazılı metni mânasında hadis, günümüzde sünnet yerine de kullanılmaktadır. Artık bugün hadis deyince sünnet, sünnet deyince hadis anlaşılmaktadır. Sünnetin çoğulu sünen oldu­ğu gibi Hz. Peygamber in söz, fiil ve takrirlerine ait hadisleri içeren kitap­lardan bir kısmının adı da Sünen’dir.

Başlangıçta hadisin, Hz. Peygamberin sözlerini, sünnetin ise fiil ve uygulamalarım ifade etmek için kullanılması, hadisi sünnetten ayrı düşün­mek için yeterli değildir. Bu birlik, sünnete, kendine ait olmayan bir unsu­ru yamamak, ona kendisinden olmayan bir şeyi katmak manasına asla gel­mez. Bu yöndeki müsteşrik iddialarına kulak asmamak gerekir. Zaten sün­net, hadis kitaplarında gördüğümüz hadis metinleri değil, onların İfa­de ettiği mânalardır.

Sürnıet, Kur ân’ın açıklayıcısı okluğu için Kur âm Kerîm’den hemen sonraki ikinci detikifr. Kur anu okunan vahiy; sünnet, rivayet olunan vahiy (ŞâftT Risâte, s. 91-92); hadis ise rivayet edilen sünnet” (Kâsırrö. Kavâidü’t-tah~ s. 38*38; Cezâirî, Tevcîhû n-nozar, s. 2) demektir.

Jbfadte totomptomm* rtmyt etiiMiı v*htv demek dan tâmiftm &sk b»fg<4rrt Mıdıır 8u bd^citrin nlt«Hkf«rto® gdrı farklı \m dsd

sdıdr 8u nitelikleri ve terimleri Hadi» IJmûIÜ İlmi tay.m vi teablt tüneldedir

  1. Peygamber ve Sünnete Olan İhtiyaç

Yüce yaraba insanoğlunu mdkerrem ve mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilâhı hitaba doğru­dan rmıhatap olacak yapıya sahip değildir. Bu sebeple dünyada İnsan ha- yatının başladığı günden beri, Allah TeâJâ, onlann arasından seçtiği “Ne* bf” veya “ResûT denilen peygamberleri kendisiyle kullan arasındaki irtiba­tı kurmak ve açıklamakla görevlendirmiştir.

Bütün peygamberler, Allah’ın emir ve nehiyierini O’nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidâyet elçileridir, Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mus­tafa sallallâhu aleyhi ve sellem de ümmetine Allah Teâlâ’nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her peygamber gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı: Teb­liğ ve beyân.

“Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun” [Mâide sûresi 0167J.

“İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın diye sana da Kur’ân’ı inzal ettik” [Nah! sûresi (16), 44].

Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah’tan aldığı Kuran âyetleri­ni, görevi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onlan açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun aslî göreviydi. Hemen işaret edelim ki Peygamberimizin tebliğ göre­vi evrensel okluğu için, açıklamaları da ona uygun bir çerçeve ve nitelikte

gerçekleşiyordu, Yani lUnnti, Kur ân’ın evrensel pltud» Har, ber tarahndmn yorumlanması dmmmk oluyordu

Mukaddes kitabıma Kur ân ı Kerim in                      yotofü* aç*t* vm bm

şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş ferfteeneema rağ­men* sünnetin ifade ettiği bir yorum ve anlatımlı gerçekten ihtiyaç var rr»- dır, şeklinde bir soru aklımıza takılabilir. Gerçek şu M, yfitee kkahırmzır; ye terli, açık ve açıklayıcı oluşu elbette bir hakikattir. Ancak onun bu nitelik­lerine rağmen, muhatapian olan insanların anlayış seviyeleri feffcîı oteııgiı için onu tek tek doğru olarak anlayıp kavramaları mümkün değikkr Öte yandan sorumluluk için duymak değil, anlamak gerekmektedir. İmante*- n anlamadıkları şeylerden sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu sebep­le kim, neyi anlamak ihtiyacında ise ona onu anlatmak lâzımdır. En İyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Kur ân âyetle­rini getirip tebliğ eden Peygamber yapacaktır. Peygamber in açıklamala­rı, hiçbir zaman Kur’ân’ın eksik, yetersiz ve kapalı olduğu anlamına gel­mez. “Allah’a kul olmak”tan başka görevi bulunmayan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O’na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmiş olacak­lardır. Bu sebeple sünnet-i senfyyesiz bir müslümanhk düşünmek müm­kün değildir.

Hayatın ilâhı irâde doğrultusunda şekillenmesi konuşumla Sünnet, Kur an ile birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir gö­rev üstlenmiş bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber e itaati emreden Kur ân-ı Kerîm, hem de Hz. Peygamber in bizzat kendisi ifade ve ilân etmektedir.

Kur an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:

“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da ka­çının!” [Haşr sûresi (59), 71].

“De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” [ÂH îmrân sûresi (3), 31].

“Allah’a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sîzler için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır” [Ahzâb sûresi (33), 2!l

Leave a Comment